Ayşe Özyılmazel, gerçekten manik depresif misin?

0

‘Sıfır Makyaj’ Ayşe Özyılmazel‘in ikinci albümü. ‘Arabesk’ de çıkış şarkısı. Çoktan radyolarda çalmaya, klibi internette ve müzik kanallarında dönmeye başladı bile. Demek ki, müzik onun için gelip geçici bir heves değilmiş. Farkındaysanız, vazgeçmiyor, devam ediyor. İyi de yapıyor. Ayşe Özyılmazel’i seviyorum ben, samimi buluyorum, bazen şefkat duyuyorum, bazen üzülüyorum. Ama orada kendisi gibi, gerçek duruyor. En azından karton değil, olmadığı bir kadın gibi değil. Neyse o. İkinci albümümün şerefine yaptık bu röportajı, tabii ki sadece müzik konuşmadık. Birlikte fotoğraflarımız da olacaktı, kar muhalefetinden dolayı ben gidemedim, O, Ersoy Alap’a çektirdi. Onun için her şeyin iyi olmasını diliyorum…

Gerçekten manik depresif misin?

– Doktor söyledi. Beni en iyi tanıyan Haşmet de. Gün içinde defalarca ruh halim değişebiliyor. Sevenlerime sabır diliyorum!

Sen hangisisin? Yüzde kaç gazeteci? Yüzde kaç şarkıcı?

– Kafadan en kazık soruyu sordun! Ben neyim biliyor musun: Yüzde 100 kendi olmaya çalışan bir ‘huzursuz bacak sendromu’…

Nasıl yani?

– Yani son aylarda kendimi gazeteci olarak görmüyorum çünkü röportaj yapmıyorum, onu bunu kovalamıyorum. Artık köşe yazarıyım. Müziğe gelince, şarkıcı değil ‘taze bir müzisyenim’… Şarkılarımı kendim yazıyorum, her aşamada kare kare işi yönetiyorum. Kendi müziğimin peşindeyim. Şöyle tarif edeyim: Köşe yazarlığı kocam, müzik sırılsıklam âşık olduğum sevgilim!

Tamam mı peki, sen oldun mu!

– Haşa! Bana göre ‘olmanın’ tek karşılığı, insan olarak ‘olmuş’ olabilmektir. Başarının olmuşu yoktur. Başarı, varılacak bir nokta değildir. Gerçekten ‘olmak’ için, eylemlerim sürüyor!

Şarkıcı olduğuna karar veren kim? Ölçüsü ne? CD satışı mı? Eleştirmenler mi? İnternette ne kadar tıklandığın mı? Şarkılarının dillerde dolaşması? Ne?

– Amaaan, sorsan 50 tane şey var tabii ama soran kim? Ben karar verdim, yetmez mi? Gecem gündüzüm, müzikten ibaretse, ben bu yola baş koymuşsam, tıklanma sayısı, eleştirmenler, satışlar beni bağlamaz.

Müzisyen olarak başlamayıp sonradan kendini kabul ettirebilmek için uğraş vermek ne kadar zor?

– E çantada keklik diyemeyeceğim! Aslında hayata, müzikle başladım ve 2001-2004 arası İstanbul Gelişim Orkestrası’nda solisttim. Tabii bunlar bilinmiyor, maalesef göz istediğini görüyor. Zor oldu, çünkü gazeteci ve köşe yazarı olarak yedi senedir ciddi anlamda tanındım, haliyle ilk albümde müzik hobimmiş gibi algılandı. Hani, “Gazeteci kızımız sıkıldı, bir de müziğe el attı” misali… Ama işin aslının öyle olmadığı anlaşıldı. Dahası da var: Müzik dünyasındaki bazı cin fikirliler, onların sanatçılarını yazarım kafasıyla, beni şirketlerine almaya çalıştılar. Yemezler tabii! Konser vermeyeceğimi düşünenler oldu, sahne ücretimin çok yüksek olacağını zannettiler falan da filan.

MÜZİK DÜNYASI MANYAKİSTAN

Müzik dünyasıyla medya dünyasını kıyaslasana. Hangisi daha kanlı, daha zor.

– İkisi de birbirinden kanlı! İkisi de ego savaşı, ikisinde de kulisler dönüyor, ikisinde de uyanık olmak icap ediyor, ikisinde de kontrolü kaybedersen ruhun paralanır. Ama kıyaslamam şartsa, müzik dünyası daha zor. Hatta isim bile taktım: ‘Manyakistan!’ Bütün bu manyaklığı, konserlerdeki o müthiş haz için çekiyorum.

İlgili:  Hayden Panettiere, Doğum Sonrası Depresyonu

Sence iki şeye, aynı anda, aynı derece konsantre olunabilir mi?

– Gününü iyi planlarsan beş şeye de konsantre olabilirsin. Ama açık söyleyeyim, mesela çocuğum olsaydı, kocam olsaydı biterdim! Zaten geçen gün Ali Saydam’la karşılaştık, “Evlenirsen bitersin, senin marka vaadinde evlilik yok” dedi, artık bahanem de hazır!

Valla, ben hiç Ali Saydam gibi düşünmüyorum, bana da “Dubai’ye gidersen bitersin” dediler. Boşver sen onları. Savrulman durdu mu, hâlâ devam mı?

– Durmaz… Durursa, zaten gördüğün ben olmam!

Ben seni samimi buluyorum, bazen de üzülüyorum, yormuyor mu seni oradan oraya çarpmak?

– Aslında senin üzülmenin, beni oradan oraya çarpan bir kadın olarak görmenin sebebi şu: Kim olduğumu, nerelerden geçtiğimi, başıma ne geldiğini, duygularımı gizlemiyorum. Her şey açıkta. Hepimiz oradan oraya çarpıyoruz, olayımız bu; çarpa çarpa büyümek.

Doğru söylüyorsun da, sen ne aradığını biliyor musun: A) Temiz bir aşk, sağlam bir adam, huzurlu, güvenli bir ilişki B) Kirli, inişli çıkışlı bir aşk, çok hayran olduğun, her gördüğünde sevişmek istediğin bir adam C) Şahane müzikler yapmak, şarkılarınla dilden dile dolaşmak…

– Hepsi, hepsi! Benimkisi, ‘Eskiden şizofrendim artık hepimiz iyiyiz’ durumu. Mesela âşık olmak istiyorum. Yıllardır olmadım. Ama âşık olduğum adamın da hem ayağımı yerden kesmesini, hem güven vermesini istiyorum. Çok mu zor? Sakın öyle deme, bence oldu bile. Henüz öyle biri yok ama ben olacağına inanıyorum ve olmuş gibi yapıyorum. Hayatta başıma gelen iyi ne varsa, hepsinde, önceden, zaten olmuşlar gibi davrandım. Mesela üniversitedeyken yıllarca Sabah Gazetesi’nden içeri girdiğimi hayal ettim. O resmi gördüm. Yıllarca, 30 yaşında albümümü çıkardığımı da. Hayatıma giren adamlarda da öyle oldu. Düşündüğün, inandığın başına geliyor ama sakın unutma! Olacakmış gibi değil, olmuş gibi cümleler kuracaksın. “Olacak” dersen, hayalin hep gelecekte kalır.

İnşallah dediğin gibidir…

– Evet, evet, mesela hayatımın resmini çizip evde salona koydum. Olmasını istediğim ne varsa hepsi o resimde var ve bence oldular bile.

Seni en çok ne yaraladı bütün bu süreç içinde?

– Sanırım beni en çok sevildiğime inanmamak yaraladı. Sevilmeye layık olmadığını düşünürsen, gider, seni sevmeyecek, canını yakacak adamları çekersin. Ben de onları çektim, aldatıldım, yarı yolda kaldım…

Ulaşmaya çalıştığın ne?

– Kendim. Müzik de, yazı da, aşk da hepsi kendime çıkan yollar, kendime anahtarlar. İnşallah kulağa, ‘Ferrasini Satan Ayşe’ tadında gelmiyorumdur ama inan hissettiğim bu.

Para kazanabildin mi bu geçen yıllar içinde?

– Gazeteden kazandığım ancak aylık giderlerime yetti. Müzikten kazandım ve kazanmaya devam ediyorum. Benim parayla asla sorunum olmaz. Kazandığımı sürekli müzik işime yatırıyorum. Aletlere, kostümlere, beslenmek için gittiğim seyahatlere, fotoğraf çekimlerine vs. vs… Ama para beni sever, ben de parayı. Kapitalist bir dünyadaysak parayı seveceğiz. ‘Paranın ne önemi var mühim olan insanlık’ çok saçma.

İlgili:  Leonardo DiCaprio, Obsesif Kompulsif Bozukluk

FAZLA MÜTEVAZILIK BENİ SİNİR EDER HARİKA BİR KADINIM!

Geçen yaz nasıl geçti?

– Değişim yazımdı. Ağlayarak geçti. Ve şiir okuyarak. Bodrum Gümüşlük’te ev tuttum, iki terlik, iki elbiseyle bir ay geçirdim.

Neden ağladın?

– Hayata başka pencerelerden bakma zamanım gelmişti. Geçmişi düşündüm, yaşadıklarımı, aşklarımı, ailemi, kendimi, hatalarımı. Ağlaya ağlaya hepsiyle hesaplaştım.

“Kendimi aşka layık görmüyorum” diyorsun. Neden?

– Korkularımdan, endişelerimden ve geçmişimden tam arındığım zaman, gerçek aşk beni bulacak. Şu anda, kendimi aşka layık görmüyorum. Ona çok haksızlık yaptım, egoma yenildim, kazık attım. Ama düzelecek, hepsi yoluna girecek.

Uyurgezer misin gerçekten?

– Evet, neredeyse her gece kendimi evde yürürken buluyorum.

Niye kalkar insan geceleri?

– Gerginlikten, endişeden. Çişim gelip kalkmadığıma göre…

Gerçekten manik depresif misin?

– Doktor söyledi. Beni en iyi tanıyan Haşmet de. Gün içinde defalarca ruh halim değişebiliyor. Sevenlerime sabır diliyorum!

“İmzasız olsa da, iki kere evlendim boşandım” diyorsun. Nasıl hatırlıyorsun evliliklerini?

– Biri muhteşem, onun gibi birini bulursam, gözü kapalı yine evlenirim. Kendisi iç mimarlarımdan biridir! İkincisi başlı başına bir felaketti. Aşktan çok işkenceydi ama ona da teşekkür etmek isterim, sayesinde şarkılar yazdım.

“Gitgide eskiden sevdiğim adamlara benzemeye başladım. Ama paralayacak bir Ayşe bulamıyorum” diyorsun, bu ne demek?

– Hayatıma giren adamların bir karması olup çıktım demek istiyorum ama paralayacak bir Ayşe yok! Ben hep zor adamları seçtim, kendimi paralattım. Gerçi karşıma benim eski halim gibi bir çıksa; paralamam, kıyamam.

“Zekâsıyla sinir edecek, kalıp dışı, inişli çıkışlı, hayran olunacak adam” arıyorsun ya… Böyle bir adamın seni isteyeceğini nereden çıkarıyorsun!

– Aaaa! Şaka mı yapıyorsun! Deminden beri ne anlatıyorum, yaptım olacaaak, istedim, olacak! Ayrıca ben harika bir kadınım. Fazla mütevazılık beni sinir eder. Özelliklerimi görmeyecek kadar aptal değilim.

Adamlarla anlaşamamanın nedeni ne? Seni taşıyamıyorlar mı?

– O ne ya! O kadar ağır değilim! Diyet, pilates bak fıstık gibiyim. En sinir olduğum laftır. Taşıyamamak ne demek!

İlişki başladıktan sonra seni neden silmek istiyorlar?

– Çoğunun özgüven problemi var. Kadın öne çıkmasın, göze batmasın, çok konuşmasın… İmkânları olsa bana butik açıp oturtacaklar!

Nelerine karışıyorlar?

– Daha ikinci haftadan yazılarıma. Sonra kıyafetlerime, yemeğime, konuşmalarıma, arkadaşlarıma bağlılığıma, müziğe takıklığıma. Ben de çok teşekkür edip vedalaşıyorum. Allah rızası için bir git ya!

Kişiliğin çok mu kuvvetli?

– Kabul, baskın bir tipim. Kontrol bende olsun istiyorum, çok da kolay olmayabilirim ama beni böyle beğendin sen be adam! Sonra niye değiştirmeye çalışıyorsun?

DOLU DOLU AFERİNLERİM OLAMADI, BABAMIN BENİ HEP AZ SEVDİĞİNİ DÜŞÜNDÜM

İlgili:  Nurseli İdiz: Çevremdekileri korkuttuğumu yeni fark ettim

Gazetecilik seni niye kesmedi? Başka bir alana atlamak neden?

– Çok haklısın; gazetecilik kesmedi gibi algılanıyor. Aslına bakarsan ‘kocam’ın suçu yok! Ben doğduğum günden beri müziğe âşıktım. Daha ilkokuldayken Evita müzikalini hem İngilizce hem Türkçe tüm rolleriyle oynardım. Babamın plaklarının arasında uyurdum ama ben ailemin inanılmayan çocuğuydum. Hani, “İnşallah hayırlı bir kısmetle evlenir” diye bakılan. Hep odama kapanıp müzik dinledim, kitap okudum ve başıma gelen her şeyi önceden gördüm. Bu, benim hedefimdi. Şu babamla meselemi de çözsem, derin bir ‘ooh’ çekeceğim ama hayırlısı…

Nedir babanla meselen?

– Çocukluğumdan beri hep babamın beni az sevdiğini düşündüm. Ki, babam bize tapar ama ben öyle hissettim. En büyük aşkımı hep paylaşmak zorunda kaldım. Ve bir türlü ondan onay alamadım.  Dolu dolu, “Aferinlerim” olmadı. Şimdi anlıyorum, babamla hesabımı kapatmadığımdan hep ona benzeyen adamlar seçtim. Klasik kız çocuğu durumu. Hayatla değil babacığımla didişiyormuşum meğer!

SEKS HAYATIM YOK… SADECE İŞİMLE SEVİŞİYORUM…BEN BİR İŞSEKSÜELİM!

“İşseksüelim” diyorsun. Seks hayatın mı yok, işinle mi sevişiyorsun?

– Seks hayatım yok! Yani bu aralar yok! Olması için de çabam yok, istesen ondan kolay bir şey yok ama beynimi ele geçiremeyecek bir adamla sevişemem artık. Vücudum çok kıymetli. Baktım bu durumdayım, “Yahu neler oluyor?” dedim. Sonunda kelimeyi buldum: ‘İşseksüelim!’ Ne demek işseksüel? İşiyle sevişen, orgazm yaşayan, iş hayatını, seks hayatının yerine koyan. İşseksüel, iş hayatında, mecazen hem kadınlarla hem erkeklerle sevişir. Biz de öyleyiz. Erkekler kadar kadınları da tavlıyoruz, onları da baştan çıkarıyoruz, kavga ediyoruz, kıskanıyoruz, aldatıyoruz ve bundan seksten fazla haz duyuyoruz. Modern hayatta böyle bir sürü insan var. Evet, işseksüelim! Yaşadığım orgazm seksten bile güzel!

Çalışmaktan kastın ne: Yazıların mı, müziğin mi?

– Müzik. Yazı yazmak için gece gündüz çalışmıyorum. Müzikteyse şarkı yazdın, bitti yok!

Kendi kuşağına bakınca ne görüyorsun?

– Yanlış evlilikler, sevmedikleri işlerde sürünmeler, mutsuzluk, bazen mutluluk, çocuklar, hamilikler, tatminsizlik, ‘Bu muydu?’ hissi, kavga, para arayışı, işsizlik, yalnızlık, baskı, gelecek kaygısı, kendinden kopmuşluk, özlem…

Seninki ne kadar büyük bir yalnızlık?

– Kollarımı açarak göstereyim mi? Kocaman! Ne var ki, iç yalnızlığımla artık barıştım.

Anne ve babanın durumu, babanın yeni ailesi, annenin hiç yaşlanmaması… Bunlar ne kadar etkili olmuştur senin savrulmanda?

– Bendeki iyi her şey onlardan. Bendeki arızalı her şey de onlardan! Bu bizim toplu sınavımız. Onlar benim ailem, vazgeçilmezlerim. Babam bana torun verdi, annem bana gerçek aşkı verdi. Anneme baktıkça, daha iyi bir insan oluyorum. Anneme âşığım. Babacığım bizim için çok şey verdi, onun da istediği hayatı yaşayıp hep yüzünün gülmesini diliyorum. Kalbi kocaman bir adamdır.

Ayşe Arman, Hürriyet – 12 Mart 2011


Share.

Comments are closed.