Elyn Saks: Bir hastanın bakış açısından bir akli hastalık hikayesi

0

Ben kronik şizofreniden muzdarip bir kadınım. Ruh ve sinir hastalıları hastanelerinde yüzlerce gün geçirdim. Kendimi hayatımın büyük bir bölümünü bir hastanenin arka koğuşunda geçirmiş olarak bulabilirdim ama hayatım o şekilde ilerlemedi. Aslında, neredeyse otuz yıl boyunca hastanelerden uzak durmayı başardım, belki de en çok gurur duyduğum başarım budur. Ama bu demek değil ki psikotik zorluklardan uzak durabildim. Ben New Haven’dan ayrılmayı planlamadan yıllar önce, Yale Hukuk Fakültesi’nden yeni mezun olmuş ve ilk işime başlamışken New Haven analistim Dr. White bana üç ay içinde New Haven’daki çalışmalarına son vereceğini söyledi. White’ın bana her zaman muazzam ölçüde yardımı dokunmuştu ve onun gideceği düşüncesi beni mahvetti.

00:55
Bir şeylerin yanlış gittiğini anlayan en iyi arkadaşım Steve benim yanımda olabilmek için New Haven’a geldi. Şimdi bazı yazılarımdan alıntılar okuyacağım: “Stüdyo dairemin kapısını açtım. Steve bana daha sonra beni psikotik bir halde gördüğü hiç bir zamanın onu o gün gördüğü şeye hazırlayamayacağını söyleyecekti. Bir hafta veya daha uzun süre içinde, neredeyse hiçbir şey yemedim. Perişan haldeydim. Sanki bacaklarım tahtadanmış gibi yürüyordum. Yüzüm bir maskeymiş gibi geliyordu ve öyle görünüyordu. Dairedeki bütün perdeleri kapatmıştım, yani gün ortasında bile içerisi tamamen karanlıktı. Hava ağır, odam tam bir enkazdı. Steve, hem avukat hem de bir psikiyatr, oldukça ağır akıl hastalıklarına sahip pek çok hasta tedavi etmişti ve o güne kadar benim de ancak gördüğü herhangi bir hasta kadar kötü olduğumu söyleyecekti. “Merhaba” dedim ve sonra uzun zamandır oturduğum kanepeye geri döndüm. “Geldiğin için teşekkürler Steve. Parçalanan bir dünya, söz, ses. Saatlere durmalarını söyle. Zaman. Zaman geldi.” “White gidiyor” dedi Steve sıkıntılı bir biçimde. “Mezara sürükleniyorum. Sonum mezarda bitecek” diye inledim. “Yer çekimi beni aşağı çekiyor. Korkuyorum. Onlara gitmelerini söyle.”

02:04
Genç bir kadınken, uzun periyodlarla üç kez farklı zamanlarda psikiyatrik hastanelerde bulundum. Doktorlarım bana kronik şizofreni tanısı koydular, ve sonumun “mezar” olacağını öngördüler. En iyi olasılıkta bir bakım evinde yaşamam ve ufak tefek günlük işlerde çalışmam bekleniyordu. Neyse ki, o mezar öngörüsünü gerçekleştirmedim. Onun yerine, USC Gould Hukuk Fakültesi’nde Hukuk, Psikoloji ve Psikiyatri profesörü oldum. Pek çok yakın arkadaşım ve bugün burada bizimle olan sevgili kocam var.

02:35
(Alkışlar) Teşekkürler. Eşim kesinlikle gösterimin yıldızı.

02:45
Sizlere neler yaşadığımı ve ayrıca bir psikotik olarak deneyimlerimi anlatmak isterim. Şunu belirtmeliyim ki bu, benim deneyimim çünkü herkes kendine özgü bir şekilde psikotik hale geliyor.

02:55
Şizofreninin tanımı ile başlayalım. Şizofreni bir beyin hastalığı. Tanımlayıcı özelliği psikoz, ya da diğer bir deyişle gerçekle bağlantı kuramama hali. Yanılsamalar ve halüsinasyonlar bu hastalığın en belirgin işaretleri. Yanılsamalar sabit, yanlış ve kanıtlanamayan inançlar; halüsinasyonlar ise hatalı duyusal deneyimler. Örneğin, psikotik haldeyken sıklıkla sadece düşüncelerimi kullanarak binlerce insanı öldürdüğüm yanılsamasına kapılırım. Bazen beynimde nükleer patlamalar olacağı fikrine kapılırım. Zaman zaman, halüsinasyonlar görürüm, mesela bir keresinde arkamı döndüğümde elindeki bıçağı bana doğrultmuş bir adam gördüm. Uyanıkken kabus görmek gibi düşünün.

03:33
Konuşmalar ve düşünceler çoğunlukla anlamsızlık derecesine gelecek kadar karışır. Serbest çağrışımlar birbirine çok benzeyen ama bir anlam ifade etmeyen sözcükleri bir araya getirmeyi içeriyor ve eğer sözcükler çok fazla karışırsa bunu adı “laf salatası” oluyor. Çoğu insanın düşündüğünün aksine şizofreni, çoklu kişilik bozukluğu veya bölünmüş kişilik ile aynı şey değil. Şizofrenik bir akıl bölünmüş değil, parçalanmış.

03:58
Herkes dışarıda bir ofis binasının dışında derbeder halde, kötü beslenmiş, bir şeyler mırıldanan veya kendi kendine bağıran evsiz bir insan görmüştür. Bu insan büyük ihtimalle şizofreninin bir çeşidine sahiptir. Fakat şizofreni farklı sosyoekonomik sınıflara dağılmış bir hastalık, yani, bu hastalığa sahip olup tam zamanlı profesyonel işler yapan ve büyük sorumluluklara sahip insanlar da var. Birkaç yıl önce, kendi deneyimlerimi ve kişisel yolculuğumu yazmaya karar verdim ve bunu bu durumu yaşayan bir insanın bakış açısından görebilmeniz için bugün hikayemin bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlgili:  Şizofreni'ye giden yolun işaretleri

04:28
Birazdan okutacağım bölüm Yale Hukuk Fakültesi’ndeki ilk yılımın ilk döneminin yedinci haftasında gerçekleşti. Yazılarımdan alıntı yapıyorum: Ben ve iki sınıf arkadaşım Rebel ve Val, cuma akşamı notlarımızı gözden geçirmek için hukuk fakültesinin kütüphanesinde buluşmak üzere anlaştık. Ama ben hiçbir anlam ifade etmeyen bir biçimde konuşmaya başladığımda çok da uzağa gidememiştik.

04:48
“Notlar ziyaretlerdir.” diye bilgilendirdim onları. “Belli anlamlara işaret ederler. Kafanda işaret var. Pat böyle derdi. Hiç birini öldürdün mü?” Rebel ve Val bana sanki onların ya da benim yüzümüze soğuk su atılmış gibi baktılar. “Ne diyorsun sen, Elyn?” “Oh bilirsiniz işte, her zamanki şeyler. Kim kimdir, kim nedir, cennet ve cehennem. Haydi çatıya çıkalım.” Düz bir alan. Güvenli olur.” Rebel ve Val beni takip etti ve bana ne olduğunu sordular. “Bu benim gerçek halim.” diye bildirdim, ellerimi kafamın üstünde sallarken. Ve sonra, cuma gecesi, Yale Hukuk Fakültesi’nin çatısında şarkı söylemeye başladım, sessiz de değildim hani. “Florida’ya gel gün ışığı huzmesi. Dans etmek ister misin?” “Uyuşturucu mu aldın?” diye sordu biri. “Kafan mı iyi?” “Kafası iyi? Ben? Hayır, uyuşturucu yok.” Florida’ya gel gün ışığı huzmesi. orada limonlar var, orada şeytanlar yapıyorlar.” “Beni korkutuyorsun” dedi biri ve Rebel ile Val kütüphaneye geri döndü. Silkindim ve onları takip ettim.

05:44
İçeriye girince, arkadaşlarıma onların da benim gibi vakalarımız etrafında dönen sözcüklerle ilgili aynı deneyimi yaşayıp yaşamadıklarını sordum. “Sanırım biri benim vakalarıma ait dosyanın içine sızmış.” dedim. “Eklemleri dosyalamalıyız. Eklemlere inanmıyorum ama vücudumuzu onlar bir arada tutuyor.” — Bu serbest çağrışımlara bir örnekti.– “Sonunda yurt odama dönebildim ve oraya vardığımda bir türlü sakinleşemedim. Kafam çok fazla sesle doluydu, çok fazla portakal ağacıyla ve yazamadığım hukuk notlarıyla ve sorumlusu olduğumu bildiğim toplu katliamlarla dolu. Yatağımda oturup, korku ve yalnızlık içinde bir öne bir arkaya sallanıp durdum.” Bu olay Amerika’da ilk kez hastaneye yatırılmama sebep oldu. Daha önce iki kez İngiltere’de hastaneye yatırılmıştım.

06:25
Yazılarıma devam edelim: “Ertesi sabah değerlenidirmelerime fazladan süre istemek içim profesörümün ofisine gittim ve aynı bir gece önceki gibi anlaşılmaz bir biçimde mırıldanmaya başladım ve eninde sonunda profesör beni acil servise götürdü. Oradayken, sadece “doktor” diyeceğim biri ve onun yardakçıları üstüme çullanıp beni havaya kaldırdılar ve ardından metal bir yatağa o kadar hızlı çarptılar ki yıldızları gördüm. Ardından kollarımı ve bacaklarımı kalın deri kayışlarla metal yatağa bağladılar. Ağzımdan daha önce hiç duymadığım bir ses çıktı: biraz inilti, biraz çığlık, neredeyse insanlık dışı ve korku dolu. Ardından aynı ses midemin derinliklerinden, boğazımı yırtarcasına yine geldi.” Bu olay kendi isteğim dışında hastanede tutulmam ile sonuçlandı. Doktorlardan birinin isteğim dışında hastanede tutulmama gösterdiği gerekçe “ciddi bir biçimde engelli” olmamdı. Bu görüşü desteklemek için çizelgeme Yale Hukuk Fakültesi ödevimi yapamadığımı yazdılar. New Haven’da kaldığım süre boyunca bunun ne anlama geldiğini düşündüm durdum. (Kahkahalar)

07:26
Ertesi yıl, psikiyatrik bir hastanede beş ay kaldım. Bazı zamanlarda mekanik bir şekilde bağlanarak 20 saat kaldığım olurdu, kollarım bağlı, kollarım ve bacaklarım bağlı, kollarım bacaklarım bağlı ve göğsüme sıkı bir ağ çekilmiş bir şekilde. Hiç kimseye vurmadım. Hiç kimseye zarar vermedim. Asla doğrudan tehditler savurmadım. Eğer daha önce hiç zaptedilmediyseniz, kafanızda bununla ilgili insancıl bir resim canlanır. Bunun hiç bir insancıl yanı yok.

İlgili:  Prof. Dr. Ahmet Ertan Tezcan: Şizofreni nedir, tedavileri nelerdir?

07:54
Amerika Birleşik Devletleri’nde her hafta iddia ediliyor ki zaptedilen insanların üçte biri bağlandıkları şeritler içinde ölüyor. Boğuluyorlar, kendi kusmuklarını yutuyorlar, nefessiz kalıyorlar, kalp krizi geçiriyorlar. Mekanik gemler ve bağlar kullanmanın hayat mı kurtardığı yoksa hayat mı aldığı tartışılır. Yale Hukuk bülteni için mekanik bağlar üzerine makalemi hazırlarken aynı zamanda bir psikiyatr olan seçkin bir profesöre danıştım ve o da gemler ve bağların aşağılayıcı, acı verici, ve korkutucu oldduğu konusunda benimle hemfikirdi. Bilgiç bir şekilde bana baktı ve “Elyn, anlamıyorsun: Bu insanlar psikotik. Senden ve benden farklılar. Bağlar onlara bizim hissettiklerimizi hissettirmez.” dedi. O zaman ona, ondan hiç de farklı olmadığımızı söyleyecek cesaretim yoktu. Bir yatağa bağlanmayı ve acı çekmek üzere saatlerce öylece bırakılmayı ondan daha fazla sevmiyorduk. Aslında, çok yakın zamana kadar, ve eminim ki hala bu fikri destekleyen vardır, bağlanmanın psikotik hastalara kendilerini güvende hissettirdiği sanılıyordu. Hiç bu görüşü destekleyen psikiyatrik bir hasta ile tanışmadım. Bugün, psikiyatri yanlısı fakat baskı karşıtı olduğumu söylemek isterim. Bence baskı, tedavi kadar etkili değil ve bence korkunç bir hastalığa sahip bir başka insan üzerinde böyle bir güç kullanmak korkunç bir şey.

09:05
Nihayetinde, University of Southern California Hukuk Fakültesi’nde ders vermek için Los Angeles’a geldim. Yıllarca ilaçlara direndim ve onlardan uzak durmak için çok çaba sarf ettim. Eğer ilaç kullanmadan yaşamayı başarabilirsem bir şekilde aslında zihinsel bir hastalığa sahip olmadığımı, hepsinin bir hata olduğunu kanıtlayabilirmişim gibi hissediyordum. İlkem şuydu: ne kadar az ilaç o kadar az kusur. Los Angeles’taki analistim Dr. Kaplan ilaçlarımı almam ve hayatımı idame ettirmem için ısrar ediyordu, ama ben ilaçları bırakmak için son bir deneme yapmaya karar verdim. Yazıdan alıntı yapıyorum: “İlaçlarımı azaltmaya başladım ve kısa sürede etkisini hissettim. Oxford’da bir geziden döndükten sonra doğruca Kapan’ın ofisine gidip köşeye çömeldim, yüzümü kapattım ve titremeye başladım. Etrafımda ellerinde hançerlerle kötü yaratıkların olduğunu hissettim. Beni ince ince dilimliyor ya da bana sıcak kömür yutturuyorlardı. Kaplan daha sona benim “ızdırap içinde kıvrandığımı” söyleyecekti. Onun şiddetli ve ileri derece psikotik olarak tanımladığı bu durumda bile, daha fazla ilaç almayı reddettim. Görevim henüz tamamlanmamıştı.

10:10
Kaplan’la randevumdan hemen sonra, beni ilaçların yan etkisi için izleyen bir şizofreni uzmanı Dr. Marder’ı görmeye gittim. Hafif bir psikotik hastalığım olduğu izlenimine kapılmıştı. Onun ofisindeyken bir keresinde kanepeye oturdum, iki büklüm oldum ve homurdanmaya başladım. “Kafa patlamaları ve öldürmeye çalışan insanlar. Ofisini yerle bir etsem sorun olur mu?” “Eğer böyle yapmayı düşünüyorsan gitmen gerekecek.” dedi Marder. “Tamam. Küçük. Buzdaki ateş. Onlara beni öldürmemelerini söyle. Beni öldürmemelerini söyle. Neyi yanlış yaptım? Yüzlercesi, binlercesi düşünceli, yasak.” “Elyn, kendine ya da başkalarına karşı tehlikeli olduğunu düşünüyor musun? Bence bir hastanede olman gerek. İstersen hemen girişini yapabilirim ve her şey daha farklı olur.” “Ha ha ha. Beni hastaneye koymayı mı teklif ediyorsunuz? Hastaneler kötü, deliler, üzgünler. İnsan onlardan uzak durmalı. Ben tanrıyım, ya da öyleydim.” Yazının bu kısmında, “Ben tanrıyım ya da öyleydim” dediğim yerde eşim ilginç bir noktaya değindi. “İstifa mı ettin, yoksa kovuldun mu?” diye sordu. (Kahkahalar) “Can veriyorum ve can alıyorum. Ne yaptığımı bilmediğim için affet beni.”

İlgili:  Şizofreni de depresyon olur mu?

11:14
En nihayetinde, arkadaşlarımın önünde kontrolümü kaybettim ve herkes beni daha fazla ilaç almaya ikna etti. Artık ne gerçeği inkâr edebiliyor, ne de değiştirebiliyordum. Beni yıllar önce hastaneye yatırılan deli kadından koruyan o duvar, Elyn, Profesör Saks, dağıldı ve harap oldu.

11:31
Bu hastalık hakkındaki her şey burada olmamam gerektiğini söylüyor ama buradayım. Ve bence bu üç sebepten dolayı: İlk olarak, mükemmel bir tedavi gördüm. On yıllar boyunca haftada dört-beş gün psikoanalitik psikoterapi ve mükemmel bir psikofarmakoloji. İkincisi, beni ve hastalığımı bilen pek çok yakın arkadaşım ve aile bireyim var. Bu ilişkiler hayatıma anlam ve derinlik kattı ve aynı zamanda hayatımı yönlendirmeme ve semptomlarımla yüzleşmeme yardımcı oldu. Üçüncü olarak, USC Hukuk Fakültesi’nde, son derece destekleyici bir iş yerinde çalışıyorum. Burası sadece ihtiyaçlarımı karşılayan değil aynı zamanda onları kucaklayan bir yer. Ayrıca entelektüel olarak teşvik edici bir yer ki, aklımı karmaşık problemlerle meşgul etmek her zaman hastalığıma karşı kullandığım en güçlü ve en güvenilir savunma oldu.

12:17
Fakat mükemmel bir tedaviye, harika bir aileye ve arkadaşlara, destekleyici bir iş ortamına rağmen — hayatımın geç bir evresine kadar hastalığımı toplum içinde açıklayamadım. Ve bunun sebebi: akli hastalığa karşı dolayı duyulan utanç o kadar büyük ki insanların bilmesi konusunda hiç rahat hissetmedim. Eğer bu konuşmadan hiçbir şey öğrenmediyseniz, bari bu aklınızda kalsın: “Şizofrenikler” diye bir şey yok. Şizofrniden muzdarip insanlar var ve bu insanlar belki eşiniz, belki çocuğunuz, belki komşunuz, belki arkadaşınız, belki de bir iş arkadaşınız olabilir.

12:46
Son birkaç düşüncemi paylaşmama izin verin. Akıl hastalıkları ile ilgili tedavi ve araştırmalara daha fazla kaynak ve yatırım sağlamalıyız. Bu hastalıkları ne kadar iyi anlarsak, o kadar iyi tedaviler üretiriz ve ne kadar iyi tedaviler üretirsek, o kadar çok insana baskı kullanmadan yardım önerebiliriz. Ayrıca, zihinsel hastalıkları bir suç unsuru gibi göstermeyi bırakmamız gerek. Los Angeles Eyalet Hapishanesi’nin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük psikiyatrik tesis olması ulusal bir trajedi ve bir skandal. Amerikan hapishaneleri ciddi akıl hastalıklarından muzdarip pek çok insan ile dolu ve bunların birçoğu hiçbir zaman yeterli tedavi alamadıkları için oradalar. Ben de kolayca kendimi hapishanede ya da sokaklarda bulabilirdim. Eğlence endüstrisi ve basına bir mesajım var: Genel olarak, pek çok şeye karşı önyargı ve utancı kırmada muhteşem bir iş çıkardınız. Lütfen, filmlerinizde, oyunlarınızda, köşe yazılarınızda ciddi zihinsel hastalıklardan muzdarip insanlar görmemizi sağlamaya devam edin. Onları cana yakın bir biçimde anlatın ve onları sadece birer teşhis olarak değil kendi deneyimlerine ait bir derinlik ve zenginliğe sahip insanlar olarak anlatın.

13:47
Yakın zamanda, bir arkadaşım şöyle bir soru sordu: Eğer beni anında iyileştirecek bir hap olsa, o hapı içer miydim? Şair Rainer Maria Rilke ‘e psikanaliz teklif edilmişti. “Şeytanlarımı kaçırmayın çünkü meleklerim de kaçabilir” diyerek reddetmişti. Benim psikozum, öte yandan, şeytanlarımın o kadar korkunç olduğu bir kabus ki bütün meleklerim çoktan gitti. Yani hapı alır mıydım? Anında. Ve bu demek olurdu ki ne aklen hasta olmasaydım sahip olabileceğim hayattan dolayı pişmanlık duyan biri olarak görülmek isterim ne de kimsenin bana acımasını. Söylemeyi tercih ettiğim şey şu ki paylaştığımız insanlık bir çoğumuzu paylaşmadığı akli hastalıklardan çok daha önemli. Zihinsel hastalıklardan muzdarip insanların istediği şeyler herkesin istediği şeyler: Sigmund Freud’un sözleri ile “çalışmak ve sevmek”.

14:31
Teşekkürler. (Alkışlar)

14:34
(Alkışlar)

14:35
Teşekkürler. Teşekkürler. Çok kibarsınız. (Alkışlar)

14:40
Teşekkür ederim. (Alkışlar)

Share.

Comments are closed.